Günden güne esir oluyoruz, geçim çabalarımızın. Kimi zaman başımızı kaldırır gibi olup sonra yeniden aynı halleri yaşar olmuşuz. Dünya nereye gidiyor, kimin için dönüyor? Günden güne katliam haberleri, kazalar, vergiler, borçlar, krediler ve çılgınlık derecesinde cahiliyet haberleri duyuyoruz. Kendimizi küçük şeylerle avutup, elma şekerine ya da pamuk şekerine bağlı olmuşuz.
Çekip gitmek gerek bazen, insanın doğasına yakışır bir hayat ve şartlara doğru. Hiçbirşey olmamalı günümüz dünyası adına. Ne bir teknoloji ne de bir paradox. Sadece kitap olsun yeter. Böyle mutsuzca yaşamak anlaşılıyor ki, birilerine haz, mutluluk olmuş. Yüzlere bir bakın, derin derin çizgiler ve solmuş hayaller görürsünüz. Hayal artık günümüzde erişilmesi mümkün olmayan bir durum oldu. Eskiden bir hayalim vardı gerçek oldu tabiri varmış, ama artık öyle değil. Kime ya da kimlere benzemeye çalışıyoruz. Ne kadar akıllıyız biz ki sınırlar çizip, siyah beyaz ayırımı yapar olmuşuz. Özgürüz diyoruz... Nasıl bir özgürlük bu! Çizilen sınırları biz üstün zekaya sahip insanoğlu aşamazken, toprağın altındaki solucan ya da havada uçan kuş geçebiliyor... Nasıl bir zekaydı bu! Tükeniyor doğa, hava, su... Nasıl bir akıldır bu! Kirlete kirlete... Susarak ya da geri durarak neyin peşinden gidebilecektik. Sadece kulladığın suyu fazla kullanma, toprağı asitlerle öldürüp meyve-sebzelerin genleriyle oynama, havayı pis gazlarla kirlet! Yapman gereken biraz doğaya, insana SAYGI! Nedir bu herkesin birbirine üstünlük kurma, üzme, yük olma, dolandırma çabası. Almanya'dan gelen bir turistin taksiye bindiğinde ödemesi gereken 40 TL'nin bir anda 100-150 TL'lere kadar çıkması insanlık mı! Hep bana hep bana çabası... Nereye kadar... Nereye! Böyle giderse daha çok duyacağız umduğumuz hayatları masallarda, hikayelerde. Herkesin benliğinde bir ertelenmiş mutluluklar dolu. Kimisi korkularına yenik düşmüş, kimisi engellere. Gidipte dönülen yollar, yalnız kurulan hayaller şarkıların büyülü, gıdası bol dünyasında saklı. Çaldığında bir Sezen şarkısı tüyler diken diken olur, unutursun ne var ne yoksa. Ne geçim derdin ne de başka bir şey düşünür olursun. Hayat Sezen'den ibaret değil işte... Savaşlar var para, toprak, petrol uğruna... İnsanlar ölüyor, çocuklar kimsesiz kalıyor... İnançlar mı? Bakar kör olmuş herkes. Herkes kendine müslüman dedikleri varya tamda öyle işte.
Bir Anne sevgisi herşeye bedel şu dünyada... Eğer sen bunu taşımıyorsan, unutma inanmasanda bu dünya bir gün son bulacak ve hesaplaşma olacak. Haksız kazancın, yediğin fazlalıklar, akıttığın göz yaşları karşında duracak Okumaya tahammülü olmayan bir toplum, bir dünya olmamalı... Geçmişini, dedelerini, ninelerini görerek yaşamak gerek aslında. Söylenmemiş nice daha sözler adına ve daha iyi bir Dünya için herşey güzel olsun bir gün inşallah...
Ens
One Day..
Kendimi bulduğum yerde size bir şeyler anlatabilirim.
9 Aralık 2014 Salı
26 Eylül 2013 Perşembe
Tutunamayan Esaretler
Herkeste başlamış bir kaçma hevesi. Nasıl bu hallere geldik, nasıl birbirimizden bu kadar nefret eder olduk! Her şeyin cevabı ortada değil miydi oysa. Bugün birini tanıdım. Bana Avrupa'da yaşamak istediğinden bahsetti. Artık Türkiye'de boğulduğunu Avrupa'ya nasıl kapak atabileceğini araştırdığını söyledi. Sordum: Ne eksik kaldı doğup büyüdüğün bu topraklarda? Ya da ne oldu seni böyle en yakınındaki insandan iten? Bana üzerinde bir baskı olduğunu, okuduğu, gördüğü ve etrafta olan bitenlerden huzursuz olduğunu söyledi. Bir bakıma haklıydı aslında. Bugün söyleyin şimdi nerede kaldı dünya edebiyatına, insanlığa ya da teknolojiye adapte edeceğimiz insan yetiştirme hayalleri. Hala yıllar evvel ki bilim adamlarının, ünlü edebiyatçıların esiri olmuşuz. Hiç mi birşeylere değer katamadık veya tarihe iz bırakacak bir eser... İnsanlar birbiriyle inançları, yaşayış biçimleri ve tuttuğu takımlar uğruna boğuşuyor hatta birbirlerini öldürüyorlar. Bırakın artık bunları! Birileri başımızı kaldırmamızı istemiyor farkında mısınız! Avrupa'da batıyor dediğimiz ülkeler uzaktan gülüyor halimize... Sevgiye aç, başarıya tutuk olmuşuz. Körel mişiz, eleştirileri hakaret gibi saymış kendimizi kapatmışız. Git gide aile denilen kavram kaybolur olmaya başlamış. Neden mi ? Cevaplayayım... Bugün bu kirli sanal ortamda anne-babasını hiçe sayarmışcasına atıp tutabilen çoluk çocuk var. Anne-baba evladınıza sahip çıkın. Düzen bozuldu diye sitem edenler önce kusuru kendinde aramaya başlamalı. İnsanı değer namına ne kaldı ki!
Dünyanın bir ucunda kimsesiz yetim bir çocuk işkence görüp, aç kalıyor ve perişan oluyor. Biz kendi halimize düşmüşüz. Elbette ki dünyayı kurtaralım demek istemem. Ama en azından kendimizden başkasını da düşünmemiz gerektiğini bilelim yeter. Başımı her yastığa koyuyuşumda hep düşünürüm. Bugün yardım isteyene ne kadar el, ayak olabildik! Sadece kendimizi ve egolarımızın süslediği çıkarlarımızı düşünür olduk. Kaç defa ağlayan birine sorabildik iyi misiniz diye? Ya da kaç kişinin hayatını yaktık... Öyle bir hale gelmişiz ki başkasının mutsuzluğu bizleri mutlu eder olmuş. Bu kadar kitapsız ve vefasızca inançlarımız olmuş. Size metrobüste karşılaştığım bir örnekten daha bahsedeyim. Malum iş çıkış saatleri yoğunluk hat safa da. Karşımda duran bayan rahatsız. Etrafına çöreklenen insanların aşırı ter kokusu onu bu ülkeden terkedip gitmeye yetebilecek bir duyguydu... Kimseyi yadırgayamayız ama asla da eleştirmeden de olmaz. Süslü giysiler ya da pahalı parfümler kullanılmalı demiyorum. 1 TL verip karşılığında kullanacağınız sabunla bile bir insana rahatsızlık vermenin önüne geçmiş olursunuz. Bu belki en uç noktası. Belki diyeceksiniz sadece bu mu dert. Değil elbette... Diyorum ya dışarıdan görüldüğü gibi değiliz. Eğer bir defa deneyebilsek kendimizi birbirimizin yerine koymayı, kim bilir belki her şey yoluna girebilirdi... Şarkılara sığınıyoruz, sitemlere yaslanıyoruz. Biz ne kadar doğruyuz! Çok acayip bir milletiz gerçekten. Ne için yaşadığımızı ne için çalıştığımızı cevaplayamayacak kadar kültürlü görünen cahilleriz. Zengin-fakir arasındaki uçurum o kadar büyümüş ki hep yukarıdan aşağı bakmak ister olmuşuz... Aşağıdan yukarı bakmak isteyene hep engel olmuş, önünü kesmişiz. Ne sen ne de ben asla anlayamayız vitrindeki ayakkabı hayaliyle yaşayan kimseyi. Hiç kimse onun kadar gururlu olamaz. Asla onun kadar mert, yürekli ciğere sahip olamayız. Bugün dost dediğin insan bile gelir sana en büyük kazığı atar. Şimdi seni daha iyi anlıyorum ey çekip gitmek isteyen kız!
Yaşamak için bir sebebin olmalıymış. Bizim bir sebebimiz yok ama bulma telaşına düşmüşüz. Esiri olduğumuz kibir mani olmuş... Sevdiğimizi özlediğimizi söylemek eziklik, özür dilemek küçüklük, yardımsever olmak garipsenir olmuş. Hal böyle olunca demiyor değilim biz hangi dünyanın insanıydık da yanlış yere geldik! Her insanın günahı da sevabı da kendine eyvallah ama bırakın artık şu egoları. Birbirimize faydalı olabiliyorsak insan ilişkilerimiz de düzelir, toplum da düzene gider. Sabah apartmanda karşılaştığın o kişiye bir merhaba demeyi gözünde büyütme ya da çekinme... Senin kalbin sana en doğru yolu gösterir merak etme... Kime güvenmen gerektiğini sana hissettirir. Her şeyin daha güzel olması için kaderine, etrafına içten bir gülümseme yeter.
İnkar etmeden, hiçbirşeyin esiri olmadan, pes etmeden sonuna kadar vicdanımızın sesiyle yaşamak ümidiyle...
Ens
21 Nisan 2013 Pazar
Ve Sessizlik
Mıh gibi saplanmış içimize benzeşmeler.. GURURSUZLAŞMA, ONURSUZLAŞMA.. Gurur kırıntıları elde kalmayınca kim anlar ya halden.! Birbirimizden öğreniriz KALPSİZLEŞMEYİ, İNATLAŞMAYI.. Deriz ya bazen senin yerinde olsam.. Olduğumuz yerde olalım herkes olduğu yerde olsun! Dünyan gibi sende YALAN olma.. Kimseye de bırakma bu GURUR KIRINTILARINI lazım olur diye.. Döner dolaşır bulur seni.. Günahsız değilsin başkasının günahını alma! Hayatı sevmeye sürüyle sebep var.. Unutma!
Cesaretsizliğin bedelini KORKAKLAŞARAK ödeme.. Sen bir adım at herşey sana 10 adım gelir..
Bir kimsesiz çocuğa şefkat et, yaşlı birinin elini öp.. Onun huzuru sana çok fazla gerisin geriye gelir..
Herşeyin YASI biter, sen bitene kadar. Kap kara gecenin sabahı olacaktır.. Unutma, Unutturma..!
Tuttuğun takıma, sevdiğin insanlara hiyanet etme. Önce herşeyi SEV.! Sevmeyi haket, Sevilmeyi Unutma!
13 Mart 2013 Çarşamba
Utanmaz Yağmurlar
Ben istemedim.. Ben istemedim bu olmayı.. İsterdim ki sağırım demeyi. İsterdim ki bu korkularla yaşamamayı. İçimdeki bu dualarla nereye gidebilirim ki ? Üzgünüm baba.. Gözlerinin renk derinliğine baka baka seni kırdığım için. Asla gökyüzünde bir parıldayan yıldız olamadım..Asla..! Her başımı kaldırıp baktığımda çok şey söylemek istiyorum...Nefesim soluğum kesilesiceye kadar..Kaparım gözlerimi.. Ordayım işte.. Kim bilebilir ? Sustum.. Konuşabilsem diyeceklerim vardı. Oysa"dinle!" diyecektim konuşabilseydim!
Bilseydim utanmaz yağmurların bizi büyüteceğini.. Büyümeyi ister miydim.. O çakıl taşları dostumda olurdu, fırlattığım taşımda.. Misketleri saya saya hayal kurardık. Şimdi bunların bir anlamı kalmadı, en güzel zamanlardı.. Çok çabuk tüketiyor insanlar birbirlerini.. Şikayetçisin arkadaş! Şikayetçisin ama ne sende nede elde var "0". Pop kafasıyla eğlenir, slow damarıyla hayatı yaşarsın.. Bu değil arkadaş.. Ne sen benim ettiğim hizmeti anlarsın, nede ben seni anlayabilme cüretine sahip olabilirim.. Çok canı yanan, huzurun arkasına saklanmaya çalışanda olsan SİHİRLİ EL değmesini ya da hiç yaşamadığın birşeyi görmeyi umma.
Karar verdim.. Göç ediyorum.. Başaramadığım herşeyi bırakıp, göç ediyorum bu kafalardan.. Alkışa şayan tebrik ediyorum.. Önüne her adımda gelen engellere.. Bravo size.. Sayenizde "kaderi öğrendim!"
Kuruntularla yaşamayı "bilendim!"..
Herkes herşeyi çözüyor da bu zihniyeti çözemiyoruz.. Yazık.. Eskişehirde yediği 2 lokmaya zam yapıldı diye eleştirenleri döven bu zihniyetlere çok zayık..! Üniversiteme ve üniversitedeki bu kafalara çooook yazık...
NE İÇİN NEFES ALDIĞINI BİR DÜŞÜNSENE ? YA DA KENDİNE HER GÜN BİR SORSANA!
Sana kim der ki sen farklı birisin, bizim gibi düşünmüyorsun. Tamam işte orda biraz olsun anlamışsındır.. Kafayı sende sıyırmışsındır.. Ama farkında olduğun için, o zihniyetlere yenik düştüğün için..
Sevmedikçe, saymadıkça.. Bilemeyiz.. Bilmeyen göz cahil gözmüş.. Ne eksik ne fazla..
Günlerden biriydi.. Utanmadan yağsın yağmurlar! Siyah..Çok siyah..!
9 Kasım 2012 Cuma
Kölelerin Şövalyesi
Dünya'nın evrensel sorusu: Nereye gidiyor günler? cevapsız kalan sorulara hergün yenisi eklenip duruyor. Güneş yine aynı doğuyor, karanlık yine gecikmeden saatinde buluyor. Peki ya bizler? Hergün aynı saatte aynı yerde sadece "İŞ" yada "MECBURİYET" uğruna aynı kalınabiliyor. Farkında değiliz çoğu olanların. Toplum içinde öyle bir bencillik türemiş adeta benimsenmiş halde. Neden mi? Çünkü ne devlet milleti nede insanlar devletleri anlayabilmemişler. Küçücük yürekli Filistinli cesur genç kız bugün israil askerlerine isyan ediyorlar, onlara "Gidin buradan!Gidinn..!" diye diye haykırıyorlar.. İnsan yüreği vicdanı taşıyabilen hangi kimliği,hangi dini yaşayan bunu "KAHPECE" geçiştirebilirdi. Bu sadece işin göründüğü tarafı.. Birde işkence tarafı vardı.. Birleşmiş Milletler adında bir kurum varmış. Pardon neyin birleşmesi yada olmayan hayal güçlerinin mi birleşmesi ? Sığınak aranmamalı.. Sığınakta, siperde biz olmalıyız hayattaki herşeye. Ama doğru ya bunlardan önce insanları mağlup eden bir güç var. Tanıştırayım EGONUZ! Kimse kendinde olduğunu kabul etmesede bu insanın içinde yaşayan hayatın iyi yada kötü taraflarını belirleyen en önemli etken.. Ey insan yenebildim diyorsan onu, o zaman eli öpülesi baş tacı edilesi olmuşsundur. Kimse mükemmel insanın tarifini yapmıyor, sadece seni sen yapanı hatırlatmaya unuttuğun değerlere bir kere daha dönüp bakmanı düşünmeni yazıyor bunca insan.
Kimse unutmadığına unuttun diyemez, kafese kapanıp körelme, fikrini sor, bir çığlıkda duysan uzakta ağlayan vardır belki unutma.. Eğer bazen kime inanacağını sorguladığında düşünmen ilk gereken GÖRMEDEN,DUYMADAN karar vermek zorunda olsaydın? Fırtınalar hep uzaktan uğultularla gelir ama gelir geçer. Gök gürültülü ise hava eğer yağmur yağacaktır YANILMAZSIN. Korkma yaşadığın rezillikler seni dipsiz kuyularda boğmaz.. Sadece canının istediği gibi yaşamamayı hepimiz öğrenelim. Değişmeyen ve değişmeyecek bir düzen var doğru ama geçmişi kül edip etrafdaki ateşin gücünü kontrol edebiliriz.. Sevdiğimiz,saydığımız bir elin 5 parmağını geçmiycek insanlar için mücadele et sende,bende KÖLELERİN ŞÖVALYESİ olmaya çalışalım hep.
Ne şimdi ne başka zaman haddimden öteye gitmem, gitmedim. Birşey söylerken iki kere düşünmeli 1 kez söylenmeli.. En güzel şeyde hergün BİR DİLEK DİLEYEREK YAŞAMAK. Hükmedemediklerine hükmeymeye çalışma onlar Cahil şeylerdir. Değeri,saygıyı sevgi kutsallığını bilemezler, anlayamazlar ne kadar göstersende. Dünyada sevdiğin bir insana "Gülümseme" kadar değerli bir hediye verebileceğini bilemezsin belki ama bunu yapmaktan kendini alı koyma.. Alfabenin en anlamlısını bir araya getiren "Anne" ile başla, belki bir anlaşabileceğin hayata "Gülümse.." Sahteliklerin, olsunlukların esiri olmadan, su gibi berrak kalpleri bulandırmayın, bulandırmayalım.. Esir olunduğu sanılan herşeyin kölesi olmamak için bunları unutmayalım.
5 Eylül 2012 Çarşamba
Ne Dersin Belkide
Sessiz çığlıklarım varrr..
Söyle nasıl sevmeyi yeniden öğrenirim
Kime inanırım, kime kanarım
Sevda yarasıdır bu kapanmaz bilirim
Hatıralar bıraktın, kalbimde en derinlerde
Dokundun gittin bedenime
Hadi söyle,söyle,söyle nasıl biter
Biter diye kandırma beni, unut öylece..
Sana olan duygularımı bırakmasaydın
Anlardın belkide..
13 Ağustos 2012 Pazartesi
Kenara Yazılası Şeyler
Bazen nefes almadan anlatmak,konuşmak,paylaşmak hatta hissetmek gerek.Büyük bir sorunsal var.Güven aşılamak.Bir insanla vakit geçirmek ve ona daha önceleri başkasına karşı hissettiğin hisleri hissettirmeye çalışmak.Kimse göremeyecek İncir Reçelindeki baş rolleri paylaşmayı.Kimse karşılaşamayacak Aşk Tesadüfleri Severdeki tesadüflerle.İyi düşünüp taşınmak gerek ama belin büküldüğü yerler var.Zaman mekan tanımaksızın insanlar birbirlerini "PARA" aletiyle satın almaya başlamış.Onca karmaşanın içinde insan nasıl tanıyabilir ki kendini.Etrafımızda onca israf olduğumuzu düşündüğümüz insanlarla iç içeyiz deriz fakat hiç düşünür mü birey kendinin "İSRAF" olduğunu..Her neyse geçiyor zamanlar düşmüyor dillerden.Düşürmek gerek "KEŞKELERİ" düşürmek,fırlatmak lazım "BAŞKASINDAKİ ÇEKİLMEZLİKLERİ" Şu yaşamaya çalıştığımız sınırlar içinde balon bir gün şişer,bir gün söner..Aksi düşünülmeden söylenmeli,çıkar beklenmeden sevişmeli.Dakika başı kafiye uydurma peşine düştük,eksik kaldı sözler kifayetsizce..Hayat nereye kadar sitem ettirecek karşılaştıklarına.Yok benim sitemim ne bir şahısa nede bir yaşayış şekline.Masallarda yaşamak cazip değil mi :) Beyaz atlı prens ve uykusunu taçlandıran prensesin ikili oyunlarıyla dolu bir masal.Sadece yaşanılası şeyler de değil kanlar dökülüyor,insanlar GÖZ YAŞI DÖKÜYOR,ama sadece alışkanlıktan ibarettir ki bana birşey olmadı zihniyetle aynı GÜNEŞİ AYNI HAVAYI SOLUYORUZ..Anlatamadığım çok şey var içimde benden fazla hayatımdan,yaşımdan fazla.Yazarak da olsa dillendirilmesi ne mutlu masal.Durmayan,akıp geçen sorgular içinde bir tanede olsa cevap alabilmek uğruna davamın peşindeyim..Sevgiyle kalıp kölesi olmadan yaşamak ümidiyle..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





