26 Eylül 2013 Perşembe
Tutunamayan Esaretler
Herkeste başlamış bir kaçma hevesi. Nasıl bu hallere geldik, nasıl birbirimizden bu kadar nefret eder olduk! Her şeyin cevabı ortada değil miydi oysa. Bugün birini tanıdım. Bana Avrupa'da yaşamak istediğinden bahsetti. Artık Türkiye'de boğulduğunu Avrupa'ya nasıl kapak atabileceğini araştırdığını söyledi. Sordum: Ne eksik kaldı doğup büyüdüğün bu topraklarda? Ya da ne oldu seni böyle en yakınındaki insandan iten? Bana üzerinde bir baskı olduğunu, okuduğu, gördüğü ve etrafta olan bitenlerden huzursuz olduğunu söyledi. Bir bakıma haklıydı aslında. Bugün söyleyin şimdi nerede kaldı dünya edebiyatına, insanlığa ya da teknolojiye adapte edeceğimiz insan yetiştirme hayalleri. Hala yıllar evvel ki bilim adamlarının, ünlü edebiyatçıların esiri olmuşuz. Hiç mi birşeylere değer katamadık veya tarihe iz bırakacak bir eser... İnsanlar birbiriyle inançları, yaşayış biçimleri ve tuttuğu takımlar uğruna boğuşuyor hatta birbirlerini öldürüyorlar. Bırakın artık bunları! Birileri başımızı kaldırmamızı istemiyor farkında mısınız! Avrupa'da batıyor dediğimiz ülkeler uzaktan gülüyor halimize... Sevgiye aç, başarıya tutuk olmuşuz. Körel mişiz, eleştirileri hakaret gibi saymış kendimizi kapatmışız. Git gide aile denilen kavram kaybolur olmaya başlamış. Neden mi ? Cevaplayayım... Bugün bu kirli sanal ortamda anne-babasını hiçe sayarmışcasına atıp tutabilen çoluk çocuk var. Anne-baba evladınıza sahip çıkın. Düzen bozuldu diye sitem edenler önce kusuru kendinde aramaya başlamalı. İnsanı değer namına ne kaldı ki!
Dünyanın bir ucunda kimsesiz yetim bir çocuk işkence görüp, aç kalıyor ve perişan oluyor. Biz kendi halimize düşmüşüz. Elbette ki dünyayı kurtaralım demek istemem. Ama en azından kendimizden başkasını da düşünmemiz gerektiğini bilelim yeter. Başımı her yastığa koyuyuşumda hep düşünürüm. Bugün yardım isteyene ne kadar el, ayak olabildik! Sadece kendimizi ve egolarımızın süslediği çıkarlarımızı düşünür olduk. Kaç defa ağlayan birine sorabildik iyi misiniz diye? Ya da kaç kişinin hayatını yaktık... Öyle bir hale gelmişiz ki başkasının mutsuzluğu bizleri mutlu eder olmuş. Bu kadar kitapsız ve vefasızca inançlarımız olmuş. Size metrobüste karşılaştığım bir örnekten daha bahsedeyim. Malum iş çıkış saatleri yoğunluk hat safa da. Karşımda duran bayan rahatsız. Etrafına çöreklenen insanların aşırı ter kokusu onu bu ülkeden terkedip gitmeye yetebilecek bir duyguydu... Kimseyi yadırgayamayız ama asla da eleştirmeden de olmaz. Süslü giysiler ya da pahalı parfümler kullanılmalı demiyorum. 1 TL verip karşılığında kullanacağınız sabunla bile bir insana rahatsızlık vermenin önüne geçmiş olursunuz. Bu belki en uç noktası. Belki diyeceksiniz sadece bu mu dert. Değil elbette... Diyorum ya dışarıdan görüldüğü gibi değiliz. Eğer bir defa deneyebilsek kendimizi birbirimizin yerine koymayı, kim bilir belki her şey yoluna girebilirdi... Şarkılara sığınıyoruz, sitemlere yaslanıyoruz. Biz ne kadar doğruyuz! Çok acayip bir milletiz gerçekten. Ne için yaşadığımızı ne için çalıştığımızı cevaplayamayacak kadar kültürlü görünen cahilleriz. Zengin-fakir arasındaki uçurum o kadar büyümüş ki hep yukarıdan aşağı bakmak ister olmuşuz... Aşağıdan yukarı bakmak isteyene hep engel olmuş, önünü kesmişiz. Ne sen ne de ben asla anlayamayız vitrindeki ayakkabı hayaliyle yaşayan kimseyi. Hiç kimse onun kadar gururlu olamaz. Asla onun kadar mert, yürekli ciğere sahip olamayız. Bugün dost dediğin insan bile gelir sana en büyük kazığı atar. Şimdi seni daha iyi anlıyorum ey çekip gitmek isteyen kız!
Yaşamak için bir sebebin olmalıymış. Bizim bir sebebimiz yok ama bulma telaşına düşmüşüz. Esiri olduğumuz kibir mani olmuş... Sevdiğimizi özlediğimizi söylemek eziklik, özür dilemek küçüklük, yardımsever olmak garipsenir olmuş. Hal böyle olunca demiyor değilim biz hangi dünyanın insanıydık da yanlış yere geldik! Her insanın günahı da sevabı da kendine eyvallah ama bırakın artık şu egoları. Birbirimize faydalı olabiliyorsak insan ilişkilerimiz de düzelir, toplum da düzene gider. Sabah apartmanda karşılaştığın o kişiye bir merhaba demeyi gözünde büyütme ya da çekinme... Senin kalbin sana en doğru yolu gösterir merak etme... Kime güvenmen gerektiğini sana hissettirir. Her şeyin daha güzel olması için kaderine, etrafına içten bir gülümseme yeter.
İnkar etmeden, hiçbirşeyin esiri olmadan, pes etmeden sonuna kadar vicdanımızın sesiyle yaşamak ümidiyle...
Ens
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

